Kategoriler
Uncategorized

Sudan’da darbe karşıtı protestolar sürüyor

Sudan ordusunun hükümeti feshederek çok sayıda bakan ve siyasi lideri gözaltına almasına tepkiler 3. gününde de devam ediyor.

Sudan'da darbe karşıtı protestolar sürüyor

Yönetimin sivillere devredilmesini isteyen protestocular, başkent Hartum’un farklı bölgelerindeki ana caddelerde kaldırım taşları, konteynerler ve ağaçlardan barikatlar kurdu.

Protestocular, lastik yakarak asker karşıtı sloganlar attı.

Başkentte ordunun genel karargahı önünde yoğun şekilde konuşlanan güvenlik güçleri, yolları kapatarak bölgeye girişlere izin vermiyor.

Protestolarda ölü sayısı 7’ye yükseldi, 140’ın üzerinde kişi yaralandı.

Sivil koalisyon Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçlerinin (ÖDBG) grev çağrısı nedeniyle çok sayıda kişinin işe gitmediği Sudan’da, birçok iş yeri de kepenk açmadı.

25 Ekim’den bu yana okulların da kapalı olduğu ülkede telefon ve internet hatlarındaki kısıtlama sürüyor.

Olağanüstü hal ilan edildi

Sudan’da 25 Ekim sabahı Başbakan Abdullah Hamduk ile çok sayıda siyasetçi gözaltına alınmış, Hamduk’un dün akşam serbest bırakıldığı açıklanmıştı.

Askeri müdahalenin ardından hükümetin sivil kanadı ve çok sayıda siyasi parti, halka sokağa inme çağrısı yapmıştı.

Çağrının ardından başkent Hartum’un farklı bölgelerinde bir araya gelen binlerce Sudanlı, askeri müdahaleye karşı gösteri düzenlemeye başlamıştı.

Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, olağanüstü hal ilan ettiklerini, Egemenlik Konseyi ve kabinenin feshedildiğini ve Sudan’daki tüm kesimleri temsil edecek teknokrat bir hükümet kurulacağını duyurmuştu.

Kategoriler
Uncategorized

Türkiye’nin 2022 elektrik üretim kapasitesi artışında başrol temiz enerji kaynaklarında olacak

2022 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı kapsamında, gelecek yıl için en yüksek kapasite artışının yaklaşık 1000 megavatla güneş enerjisinde görülmesi bekleniyor.

Türkiye'nin 2022 elektrik üretim kapasitesi artışında başrol temiz enerji kaynaklarında olacak

Türkiye’de gelecek yıl elektrik üretim kapasitesine yönelik büyüme planlarında rüzgar ve güneş enerjisi başta olmak üzere temiz enerji kaynakları başrolde olacak.

AA muhabirinin 2022 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’ndan derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin elektrik kurulu gücünün bu yıl sonu itibarıyla 100 bin 607 megavata, 2022 sonunda ise 102 bin 423 megavata ulaşması bekleniyor.

Yıl sonunda 31 bin 688 megavata ulaşacağı öngörülen hidroelektrik kapasitesinin, gelecek yıl 32 bin 228 megavata yükselmesi tahmin ediliyor.

Halihazırda 10 bin 167 megavat seviyesinde bulunan rüzgar enerjisi kurulu gücünün de 2022’de 10 bin 900 megavata çıkması hesaplanıyor.

Güneş enerjisinde ise kurulu gücün bu yıl sonu itibarıyla 7 bin 750 megavata, 2022’de sonunda ise 8 bin 750 megavata ulaşması planlanıyor.

Jeotermal, biyokütle ve atık ısı kurulu gücünün yıl sonunda 3 bin 435 megavata, gelecek yıl sonunda ise 3 bin 536 megavata yükseleceği öngörülüyor.

Böylece, Türkiye’nin elektrik kurulu gücünde büyümeye yönelik planlamada güneş ve rüzgar enerjisi başta olmak üzere yenilenebilir enerji kaynakları ön planda yer alıyor.

Kömür ve gaz santrali kapasitesinde artış yok

Programa göre, Türkiye’de geçen yıl 11 bin 336 megavat seviyesinde bulunan yerli kömür kurulu gücünün, bu yıl ve 2022’de de aynı kalması, ithal kömür kapasitesinin de söz konusu dönemde 10 bin 307 megavat olarak sabit kalması öngörülüyor.

Doğal gazdan elektrik üretimine dayalı kurulu gücün ise yıl sonunda 25 bin 733 megavata ulaşmasının ardından 2022’de 25 bin 108 megavata gerileyeceği hesaplanıyor. Bu kapsamda, termik santral kurulu gücünde herhangi bir artış planlanmıyor.

Türkiye’nin geçen yıl 306,1 milyar kilovatsaat olan elektrik tüketiminin bu yıl sonu itibarıyla 322,5 milyar kilovatsaate, 2022 sonunda ise 334,2 milyar kilovatsaate yükseleceği tahmin ediliyor.

Elektrik tüketiminin karşılanmasında bu yıl yenilenebilir enerji kaynaklarının payının yüzde 35 seviyesinde olması bekleniyor. Kuraklık nedeniyle hidroelektrik santrallerinde üretimin düşük olması bu oranda belirleyici rol oynuyor. Söz konusu oranın 2022’de ise yüzde 40’a yükseleceği belirtiliyor.

Türkiye Elektrik İletim AŞ verilerine göre, Türkiye’nin elektrik kurulu gücü eylül sonu itibarıyla 98 bin 788 megavata ulaştı.

Kategoriler
Uncategorized

ABD ile YPG/PKK, Irak sınırına binlerce silahlı unsur yerleştiriyor

ABD ile terör örgütü YPG/PKK, Suriye’nin Irak sınırında maaş bağladığı binlerce Arap unsurundan sınır gücü kurarken, Türkiye sınırı planları merak ediliyor.

ABD ile YPG/PKK, Irak sınırına binlerce silahlı unsur yerleştiriyor

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), 2017’nin sonlarında “DEAŞ’ın canlanmasını önlemek” gerekçesiyle Suriye’de sınır muhafız birlikleri kurma planlarını uygulamaya koymuş ancak Türkiye’nin diplomatik ve askeri baskılarıyla plan hayata geçememişti.

Türkiye’nin Ocak 2018’de Zeytin Dalı Harekatı ve Ekim 2019’da Barış Pınarı Harekatı’nı yapması ABD ordusunun planlarını sekteye uğratmıştı.

“Zorunlu askerlik”

AA’nın saha araştırmasıyla elde ettiği bilgilere göre, mart ayında ABD’nin isteği doğrultusunda, “SDG” adını kullanan YPG/PKK, Fırat Nehri’nin doğusunda içinde az sayıda Kürt unsurun yer alacağı ancak büyük bölümü Araplardan meydana gelecek yeni bir yapılanma süreci başlattı.

Örgütün “zorunlu askerlik” adı altında Araplardan çok sayıda kişiyi alıkoyması haziran ayında Münbiç ve Rakka’da tepkilere neden oldu. YPG/PKK sivillerin üzerine ateş açarak ölümlere yol açtı. Olaylar büyüyünce örgüt geri adım atıp uygulamayı askıya aldı.

ABD parası akmaya başladı

ABD, Irak sınırındaki yapılanma için iki ayrı koldan gitti, sınır hattını Haseke ve Deyrizor illerinin idari sınırlarını gözeterek tasarladı.

Haseke hattını Carba aşiretinin örgütle çalışan uzantısı Senadid grubuna veren ABD, Deyrizor hattını ise Şammar aşiretiyle ele aldı.

Temmuz ortasında Amerikalı komutanlar, “SDG genel komutanı” olarak adlandırdıkları terörist Ferhat Abdi Şahin’i, Senadid grubu sorumlularından Yaver Dehham’la, Haseke’nin Rümeylan beldesinde bir araya getirdi.

Görüşmede, Suriye’nin Irak sınırında konuşlandırılmak üzere binlerce kişinin maaş karşılığı silah altına alınması konuşuldu.

Sınır gücü için ağustos ortalarında Haseke’nin Tel Alo ve Yarubiyye bölgelerinde başvurular toplanmaya başladı.

ABD, sınırın Deyrizor topraklarına denk gelen hattı içinse Şammar aşiretiyle anlaştı.

Şammar aşiretinde bu yapılanmanın başına Rafi Harran geçti. Harran da binlerce başvuru topladı.

El Cezire Muhafızları adı altında konuşlandırılıyorlar

Başvurusu kabul edilen kişilere aylık 820 biner Suriye lirası (230 dolar) maaş bağlandı.

YPG/PKK’nın paravan isim olarak kullandığı “SDG”nin çatısı altında kurulan yapıya, maaş karşılığı girmek için yapılan başvurulardan 7 bini kabul edildi.

Yeni silahlı gruba El Cezire Muhafızları adı verildi.

Yaklaşık 2 haftalık hızlandırılmış silahlı eğitimlerin ardından ilk etapta binlerce Arap yaklaşık 3 hafta önce Suriye’nin Irak sınırında konuşlandırıldı.

Amerikalı komutanlar ile YPG/PKK’lılar da yeni unsurları yerleştirebilecekleri noktalar için Deyrizor’da Harran’la incemeler yapmaya devam ediyor.

Konuşlanmalar, Suriye-Irak sınırına hakim Yarubbiye beldesindeki Tel Alo siloları, beldenin güneyinde sınıra 200 metre mesafede bir güvenlik noktası, güney kırsalındaki Huza, Selim ve İskenderun köylerinde yapıldı.

ABD’nin ilk planlarında Türkiye sınırı da vardı

ABD ordusu YPG/PKK’nın Irak sınırındaki varlığını güçlendirmek için binlerce Arap savaşçının devreye sokulmasını fonlayıp desteklerken, Türkiye sınırı için de benzer bir planın peşinde olup olmadığı merak konusu.

DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu, 14 Ocak 2018’de Suriye’nin kuzeyinde daha fazla Kürt ile Irak sınırında daha fazla sayıda Arap’ın görev yapacağı bir sınır koruma gücü oluşturulmakta olduğunu açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ilan edilen yeni yapı için 15 Ocak’taki konuşmasında, “Amerika, ülkemiz sınırları boyunca bir terör ordusu kurduğunu ikrar etmiştir. Bize düşen de bu terör ordusunu daha doğmadan boğmaktır.” ifadelerini kullanmış, 5 gün sonra Zeytin Dalı Harekatı başlatılmıştı.

Amerikalı yetkililer sessiz

AA, ABD’nin Irak sınırında YPG/PKK’ya bağlı birlik konuşlandırma planını hayata geçirmeye başlamasının ardından Türkiye sınırındaki YPG/PKK unsurlarının sayısını da artıracak bir planı olup olmadığını Pentagon ve Koalisyon Sözcülüğüne sordu.

Ancak iki kurum da soruları yanıtsız bıraktı.

Kategoriler
Uncategorized

Avustralya’nın Melbourne kentinde ‘dünyanın en uzun tam kapanması’ sona erdi

Yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) yayılmasına karşı alınan tedbirler kapsamında Avustralya’nın Melbourne kentinde çeşitli aralıklarla 263 gün yürürlükte kalan “dünyanın en uzun tam kapanması” sona erdi.

Avustralya'nın Melbourne kentinde 'dünyanın en uzun tam kapanması' sona erdi

Victoria Eyalet Başbakanı Daniel Andrews, eyaletin başkenti Melbourne’da düzenlediği basın toplantısında, sona eren tam kapanma ve yeni yürürlüğe giren kısıtlamalarla ilgili açıklamada bulundu.

Virüsün yayılmaya başladığı Mart 2020’den bu yana farklı tarihlerde 6 kez tam kapanmaya girerek toplam 263 gün kapalı kalan Melbourne’daki yasakların Kovid-19 aşılama oranlarının yüzde 70’e ulaşmasıyla hafifletildiğini açıklayan Başbakan Andrews, “Bugün, aşının her iki dozunu da yaptıran yüzde 70’den fazla kişiye teşekkür etme günüdür. Bu işi bitirmek zorundayız, aşılar işe yarıyor.” ifadelerini kullandı.

Aşılama oranlarının istedikleri seviyelere çıkmasıyla eyaletin uluslararası sınırlarını 1 Kasım’dan itibaren yeniden açacaklarını belirten Andrews, eyalete gelecek çift aşılı turistlerin uçağa binmeden önce Kovid-19 testinin negatif sonucunu göstermeleri durumunda 14 günlük otel karantinasına alınmayacaklarını söyledi.

Eyalette hafifletilen yasaklar kapsamında bazı iş yerleri sosyal mesafe kurallarına riayet ederek yeniden açılırken, geceleri sokağa çıkma yasağı kaldırıldı. Kovid-19 aşısının iki dozunu da yaptıranların evlerde 10, açık alanlarda 15 kişiyle bir araya gelmesine izin verildi.

Toplam 263 gün tam kapanmada kalan Melbourne, 234 gün kapanmada kalan Arjantin’in başkenti Buenos Aires’i geride bırakarak, dünyada en uzun kapanmada kalan kenti olmuştu.

Tam kapanma Melbourne merkezindeki iş yerleri için zor geçti

Melbourne kentinin merkez noktalarından birisi olan Federasyon Meydanı’nda gözleme karavanı çalıştıran Türklerden Nuri Yağcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tam kapanma döneminde bir hayli zorlandıklarını belirterek, “Bayağı zordu, burası merkez olduğu için işçiler yok, öğrenciler yok, turist yok bayağı zor geçti.” dedi.

Aylarca süren kapanmanın sona ermesiyle rahat bir şekilde dışarı çıkarak gözleme yemeye geldiklerini dile getiren Avustralyalı Monika Smith, “Gerçekten çok heyecanlıyız, bugün evimizden rahatça çıktık ve sadece özgürlüğün tadını çıkartıyoruz.” şeklinde konuştu.

Kent merkezinde yürüyüşe çıkan ve yasakların tam kalkmasa da hafifletilmesinden mutlu olduğunu anlatan Türk vatandaşlarından Savaş Sağlam, “Tabii Melbourne uzun süredir kapalıydı. Hiç olmazsa şimdi insanlar akşam 9’dan sonra evinden çıkabiliyor. İnşallah yakında daha çok açılacak.” ifadelerine yer verdi.

Avustralya’da Kovid-19’dan ölenlerin sayısı 1611’e çıktı

Tam kapanmanın sona erdiği Victoria eyaletinde 16, Yeni Güney Galler (NSW) eyaletinde 5 kişinin daha hayatını kaybetmesiyle, Avustralya’da Kovid-19’dan ölenlerin sayısı 1611’e yükseldi.

Diğer eyaletlerde virüsten yeni can kaybı bildirilmezken, Victoria’da 2 bin 189 ve NSW’de 345, Başkent Bölgesi’nde 13 kişiye Kovid-19 teşhisi konulmasıyla Avustralya’da Kovid-19’un ilk görüldüğü 25 Ocak 2020’den bu yana virüs tespit edilen kişi sayısı 156 bin 490’a çıktı.

Kategoriler
Uncategorized

ABD’li aktör Baldwin, film setinde kaza sonucu kullandığı silahla görüntü yönetmenini öldürdü

ABD’li ünlü aktör Alec Baldwin, film çekimleri sırasında kullandığı silahı ateşlemesi sonucu set ekibinden 1 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi yaralandı.

ABD'li aktör Baldwin, film setinde kaza sonucu kullandığı silahla görüntü yönetmenini öldürdü

ABD medyasının Santa Fe Bölge Şerifi Ofisi’nin açıklamasına dayandırdığı haberine göre, New Mexico eyaletindeki “Rust” filminin setinde bir kaza meydana geldi.

Baldwin’in bir sahnenin çekiminde kullandığı kurusıkı silahı ateşlemesi sonucunda 42 yaşındaki Görüntü Yönetmeni Halyna Hutchins ve 48 yaşındaki Yönetmen Joel Souza vuruldu.

Olay yerine gelen helikopterle hastaneye kaldırılan Hutchins’in hayatını kaybettiği açıklandı.

Ambulansla farklı bir hastaneye kaldırılan Souza’nın tedavisi sürüyor.

​​​​​​​Baldwin’in sözcüsü ise basına yaptığı açıklamada, kurusıkı silahın ateş alması sonucu meydana gelen olayın bir kaza olduğunu söyledi.

Emniyet yetkililerinin, silahı incelemeye aldığı bilgisi paylaşıldı.

Kategoriler
Uncategorized

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sosyal medya toplumsal barışı tehdit eder konuma geldi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hiçbir denetimin olmadığı sosyal medya mecraları hem demokrasiyi hem toplumsal barışı hem de devletlerin milli güvenliğini tehdit eder konuma gelmiştir.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sosyal medya toplumsal barışı tehdit eder konuma geldi

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ev sahipliğinde, “Köklü Geçmiş, Güçlü Gelecek” temasıyla İstanbul’da bir otelde düzenlenen “Türk Konseyi Medya Forumu“na video mesaj gönderdi.

Türk Konseyi Medya Forumu’nun başarılı geçmesini temenni eden Erdoğan, foruma teşrif eden katılımcılara, “Tarih, medeniyet ve kültür şehri güzel İstanbul’a hoş geldiniz.” diyerek sözlerine başladı.

2019 yılındaki Türk Konseyi Liderler Zirvesi’nde uluslararası medya forumu düzenlenmesine yönelik bir değerlendirme yaptıklarını, müteakiben Türkiye’nin ev sahipliğinde bir Medya Forumu tertip edilmesi kararı alındığını aktaran Erdoğan, ortak irade ve çabaların neticesinde bugün medya forumunun hayata geçirilmesinden büyük bir bahtiyarlık duyduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3 gün sürecek toplantıların, en çok istismar ve ihmal edilen alanlardan medya konusunda ülkeler arasındaki dayanışmanın güçlenmesine vesile olmasını dileyerek, “Günümüzde sosyal medyanın da yaygınlaşmasıyla birlikte tüm insanlıkla beraber biz de sık sık dezenformasyon kampanyalarına maruz kalıyoruz. Yalan ve çarpıtılmış haberler sebebiyle dünyada milyonlarca savunmasız insanın hayatı kararmakta, ciddi travmalar ve dramlar yaşanmaktadır. Hiçbir denetimin veya otokontrolün olmadığı sosyal medya mecraları, bugün hem demokrasiyi hem toplumsal barışı hem de devletlerin milli güvenliğini tehdit eder konuma gelmiştir.” diye konuştu.

Dijital faşizmin yıkıcı etkisinden ne kadar gelişmiş olursa olsun, hiçbir ülkenin ve toplumun azade olmadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Türk dünyası, dijital faşizmin yanı sıra uluslararası medyanın çifte standardından da muzdariptir. Özellikle 44 gün süren Dağlık Karabağ Savaşı sırasında şahit olduğumuz iki yüzlü tavır, meselenin ülkelerimiz açısından önemini ortaya koymuştur. Ermenistan ordusunun sivilleri hedef alan katliam ve balistik füze saldırıları bu süreçte hiç gündeme getirilmedi. Medya bağımsızlığından ve objektiflikten bahseden uluslararası medya organları, Ermenistan’ın resmi haber ajansı gibi hareket etti. Karabağ Savaşı, ülkelerimiz ve Türk dünyasıyla ilgili gerçeklere karşı uygulanan basın ambargosunun ne ilk ne de son örneğidir.”

Ortak kültürü önceleyen film-dizi projeleri gibi hususlarda iş birliği

Sözde soykırım iddiaları başta olmak üzere, tarihi, milli güvenliği ve milletin değerlerini hedef alan birçok konuda benzer tutumlarla karşılaştıklarını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Yaşadığımız acı tecrübeler ışığında, şu gerçeği artık hepimiz açık ve net bir şekilde görebiliyoruz. Nasıl savunma sanayi ve askeri konularda tamamen yabancılara bel bağlamıyorsak, iletişim meselesini de başkalarına havale edemeyiz. Oryantalist bakış açısıyla sürekli bizlere insan hakları, demokrasi ve özgürlük dersi verenlerin, vicdan ve meslek ahlakına güvenemeyiz. Diğer stratejik meselelerde olduğu gibi medya ve iletişim konusunda da kendi göbeğimizi kendimiz kesmeliyiz. Türk dünyası olarak bu hususta inisiyatif almalı, tecrübe paylaşımına gitmeli, güç birliği yapmalı ve elimizdeki imkanları en etkili şekilde değerlendirmenin yollarını aramalıyız. ‘Köklü Geçmiş, Güçlü Gelecek’ temasıyla düzenlediğimiz forumun, bizlere bu noktada güçlü bir platform kazandıracağına inanıyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, forum vesilesiyle Türk dünyasındaki dayanışmayı geliştirmeyi, karşılıklı güveni pekiştirmeyi; dezenformasyonla mücadele, bilgi güvenliği, milli bilgi teknolojileri hamlesi ve ortak kültürü önceleyen film-dizi projeleri gibi hususlarda iş birliğini ilerletmeyi arzu ettiklerini belirtti.

Kritik bir dönemde ve yetkin isimlerin katımıyla düzenlenen forumun, kendilerini bu hedeflere bir adım daha yaklaştırmasını temenni eden Erdoğan, forumun hayırlara vesile olmasını dileyerek, emeği geçenleri tebrik etti.

Kategoriler
Uncategorized

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov: BM ile BMGK’nin yeni gerçeklere uyarlanmasına ihtiyaç var

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov: BM ile BMGK'nin yeni gerçeklere uyarlanmasına ihtiyaç var

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dünyada artık Birleşmiş Milletlerin (BM) kurulduğu dönemden daha fazla ülke olduğunu belirterek BM ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) yeni gerçeklere uyarlanmasına ihtiyaç olduğunu söyledi.

Lavrov, Soçi’de Uluslararası Valday Kulübü toplantısı sonrasında bir gazetecinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Angola ziyaretinde “Dünya Beş’ten Büyüktür” dedikten sonra “İnsanlığın kaderinin İkinci Dünya Savaşı’nın galibi bir avuç ülkenin insafına bırakılamayacağını, bırakılmaması gerektiğini savunuyoruz.” ifadesini kullanmasına ilişkin sorusunu cevapladı.

Lavrov, “BMGK’nin 5 daimi üyesinin dünyanın kaderini dikte etme hakkına sahip olmadığı konusunda Erdoğan’a katılıyorum ve BMGK gerçekten bu hakka sahip olduğunu iddia etmiyor. Beş ülke, ancak BM tüzüğünde yer alan yetkilere sahip olduğu iddiasında bulunuyor. BM’nin tüzüğü, uluslararası toplumun tüm üyelerin ortak iradesini yansıtır ve bu 5 üye, öncelikle küresel çatışmadan kaçınılması, dünyadaki durumla ilgili özel sorumluluk üstleniyor.” iddiasında bulundu.

Küresel çatışmadan kaçınılmanın 75 yıl içinde yapılabildiğine işaret eden Lavrov, “Bu durumun devam edeceğini umuyorum. BM ile BMGK’nin yeni gerçeklere uyarlanmasına ihtiyaç var. Çünkü dünyada BM kurulduğunda olduğu gibi 50 ülke yok. BMGK’nin 12’den 15 üyeye genişletildiğinde olduğu gibi 70 ülke yok. Şimdi çok daha fazlası, 193 üyesi var.” diye konuştu.

Lavrov, gelişmekte olan ülkelerin de BMGK’de yer almak istediğine dikkati çekerek şunları kaydetti:

“Elbette gelişmekte olan ülkeler de BM’nin bu organında temsillerinin artırılmasında haklı olarak ısrar ediyor. Şimdi, BMGK’nin 15 üyesinden en azından 6’sı Batılıdır. BMGK’ye Japonya da Asya’dan seçildiğinde, yedinci oy BMGK üzerinden izlenen Batı politikasının hanesine gidiyor. Bu nedenle elbette Batı’nın bu organa koltuk eklemesine gerek yok. Asya, Afrika, Latin Amerika’nın gelişmekte olan ülkeleri için koltukların eklenmesi gerekiyor.”

Kategoriler
Uncategorized

Dünya Meteoroloji Örgütü: İklim değişikliği nedeniyle Afrika’nın nadir buzulları eriyebilir

Dünya Meteoroloji Örgütü: İklim değişikliği nedeniyle Afrika'nın nadir buzulları eriyebilir

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) Genel Sekreteri Prof. Petteri Taalas, Tanzanya’daki Kilimanjaro Dağı, Kenya’daki Kenya Dağı ve Uganda’daki Rwenzori Dağları‘ndaki buzulların iklim değişikliğinin tehdidi altında olduğunu açıkladı.

Afrika’da sembol haline gelen buzulların iklim değişikliği nedeniyle hızla eridiği uyarısını yapan Taalas, “Mevcut çekilmeler küresel ortalamadan daha yüksek. Bu şekilde devam ederse 2040’a kadar buzulların tamamen çözülmesine neden olacak.” ifadeleri kullanıldı.

Prof. Taalas, iklim değişikliğinin göç, kıtlık, kuraklık ve doğal afetlere neden olduğuna dikkati çekerek milyonlarca insanın tehdit altında olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Afrika Birliği (AfB) Kırsal Kalkınma ve Tarım Komiseri Josefa Sacko da 2030’a kadar yeterli önlemler alınmadığı takdirde 118 milyon kişinin kuraklık, sel ve aşırı sıcağa maruz kalacağını tahmin ettiklerini açıkladı.

İklim değişikliği 1 milyondan fazla kişiyi yerinden etti

İklim değişikliği nedeniyle Afrika’nın güneyi ve doğusunda 1 milyondan fazla kişi yerinden oldu.

Güney Sudan, Zimbabve, Sudan, Somali, Zambiya, Etiyopya, Malavi, Kenya, Mozambik ve Madagaskar’da 33 milyon kişinin gıda güvensizliğinin acil seviyelerde olduğu ve durumun daha da kötüleştiği kaydedildi.

Kategoriler
Uncategorized

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Avrupalı siyasetçiler İslam düşmanlığını siyasi ranta çevirmenin hesabını yapıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Avrupalı siyasetçiler İslam düşmanlığını siyasi ranta çevirmenin hesabını yapıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “TRT World Forum 2021“e video mesaj gönderdi.

TRT World Forum’un dünya, bölge ve ülke için hayırlara vesile olması dileklerini ileten Erdoğan, yurt içinden ve yurt dışından Forum’a katkıda bulunacak tüm bilim, medya, siyaset insanlarına şükranlarını sundu, TRT yönetimi ile programa destek veren kurum ve kuruluşları da tebrik etti.

Erdoğan, insanlık olarak bir süredir ekonomik, sosyal, siyasi, beşeri boyutları olan büyük bir sağlık krizi ile mücadele edildiğini anımsatarak, “Yaklaşık 2 sene önce hayatımıza giren Kovid-19 salgını etkisini yitirmekle birlikte gündemimizi işgal etmeyi sürdürüyor. Salgının artçı sarsıntılarını, ekonomi başta olmak üzere farklı alanlarda hissetmeye devam ediyoruz. Böylesi devasa bir krizin ardından hayatın eski normaline dönmesi elbette zaman alacaktır.” diye konuştu.

Bu süreçte yaşananların, artık dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını gösterdiğine dikkati çeken Erdoğan, son 2 yıla damgasını vuran bu salgının, bireylerin kendilerine, içinde bulundukları topluma ve küresel siyasete yaklaşımlarını kökten değiştirdiğini söyledi.

“Dünyada barış ve adaleti sağlamakla görevli kurumlar bir kez daha sınıfta kalmıştır”

Küresel sistemdeki tenakus ve paradoksların daha önce hiç olmadığı kadar gün yüzüne çıktığını vurgulayan Erdoğan, “Özellikle refah bakımından dünyada üst sıralarda yer alan ülkelerin sağlık ve sosyal yardım altyapılarının ne derece kırılgan olduğu görülmüştür. Tüm insanlığın geleceğini tehdit eden bu kriz karşısında dünyada barış ve adaleti sağlamakla görevli kurumlar bir kez daha sınıfta kalmıştır. Az gelişmiş ülkeler ve yoksul toplum kesimleri kaderlerine terk edilmiş, ticarette korumacılık artarken tedarik zincirlerinde kırılmalar yaşanmıştır. Ekonomik sıkıntılarla birlikte batılı ülkelerde nefret suçları ürkütücü boyutlara ulaşmıştır. ” ifadelerini kullandı.

“Sosyal devlet” kavramı ağır yara alırken, gelir adaletinin daha da kötüleştiğini, İslam düşmanlığı ve göçmen karşıtlığının yeniden alevlendiğini kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Nitekim buz dağının sadece görünen kısmı olsa bile istatistikler bizi, vatandaşlarımızı ve tüm insanlığı bekleyen tehditleri ortaya koyuyor. Avrupalı siyasetçiler toplumu tıpkı bir kanser hücresi gibi saran İslam düşmanlığı ile mücadele etmek yerine bunu istismar etmenin, siyasi ranta çevirmenin, oya devşirmenin hesabını yapıyor. Uzun yıllardır bu tehditlere dikkat çeken bir siyasetçi olarak şahit olduklarımız karşısında endişelerimiz daha da artıyor. Açıkçası küresel barış ve adaleti tesis yolunda tarihi bir fırsatın heba edildiğini görmekten üzüntü duyuyoruz.

Bize büyük bir aile olduğumuzu tekrar hatırlatan koronavirüs salgınını ne yazık ki iş birliği ve dayanışma açısından hakkıyla değerlendiremedik. Dünya genelinde 5 milyona varan ölümleri virüse veya yetersiz sağlık hizmetlerine bağlamak hem kolaycı hem de hatalı bir yaklaşım olacaktır. Bu tablonun ortaya çıkmasının en önemli sebebi, zayıf yerine güçlüyü koruyan, paylaşma yerine sömürüyü teşvik eden, kanaat yerine hırsı, bencilliği, tamahkarlığı özendiren mevcut sistemdir.”

“BM ve diğer uluslararası kurumlardaki reform ihtiyacı artık görmezden gelinemez”

Erdoğan, Birinci Dünya Savaşı sonrası temelleri atılan İkinci Dünya Savaşı sonrası tahkim edilen bu sistemin uzun süredir adalet ve istikrar üretmediğine dikkati çekerek, “İslam aleminin söz hakkının olmadığı, Afrika’nın, Latin Amerika’nın, Güney Asya’nın taleplerinin dikkate alınmadığı sadece gücü elinde bulunduran beş ülkenin çıkarlarının gözetildiği bu sistemin halihazırdaki yapısı ile devam etmesi mümkün değildir. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kurumlardaki reform ihtiyacı artık görmezden gelinemez.” dedi.

Türkiye olarak bu reform ihtiyacını yıllardır, “Dünya beşten büyüktür” ifadesiyle dile getirdiklerini hatırlatan Erdoğan, bu konudaki somut tekliflerini kısa süre önce, ‘Daha adil bir dünya mümkün’ diyerek, milletle ve tüm dünyayla paylaştıklarını belirtti.

Böylece sadece eleştirmek yerine, temsilde adaletin sağlandığı ve veto imtiyazının kaldırıldığı bir Birleşmiş Milletler için ilkeli, kapsamlı, stratejik ve uygulanabilir bir model sunduklarını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

“76. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu sırasında yaptığım görüşmelerde ülkemizin bu çabalarının makes bulduğunu görmekten ayrıca memnuniyet duyduk. Tüm mazlum ve mağdurlar adına yürüttüğümüz bu mücadeleyi çok daha yukarılara taşımakta kararlıyız. İnsanı merkeze alan, adaleti ve hakkaniyeti önceleyen, güçlünün haklı olduğu değil haklının güçlü olduğu küresel bir düzen kurulana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. ‘Güç ve Paradoks: 21. Yüzyılda Büyük Stratejiyi Anlamak’ teması altında TRT World Forum’da yapılacak tartışmaların bizlere yeni ufuklar açacağına inanıyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Forum’un başarılı geçmesi dileklerini de iletti.

Kategoriler
Uncategorized

İçişleri Bakanı Soylu: Sosyal medyada siyasi cinayetler tartışmasını manipüle edenlerin yüzde 69’u bot hesaplardır

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Dün bir ‘siyasi cinayetler’ tartışması vardı. Sosyal medyada siyasi cinayetler tartışmasını manipüle edenlerin yüzde 69’u bot hesaplardır.” dedi.

İçişleri Bakanı Soylu: Sosyal medyada siyasi cinayetler tartışmasını manipüle edenlerin yüzde 69'u bot hesaplardır

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, İstanbul Galata Üniversitesi Galata Kampüsü Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde gerçekleştirilen 2021-2022 akademik yıl açılış törenine katıldı. Soylu, akademik yılın ilk dersini vererek, “Girişimcilik ve Liderlik” konusunu ele aldı.

Dünyanın 21. yüzyılı Batı’nın liderlikte “yok yılı” olarak yaşadığını söyleyen Soylu, Batı dünyasının bugün içinde bulunduğu vizyonsuzluğu ve yönsüzlüğü liderlik alanında çektiği kıtlığa borçlu olduğunu ifade etti.

Soylu, “Ekonomileri gelişmiş, eğitim düzeyi yüksek, hakikaten böyle bir nüfus, hatırı sayılır bir medeniyet birikimi var. Tecrübesi var. Ciddi devlet birikimi var. Rönesans reformundan itibaren dünyada sanatta, bilimde, edebiyatta hatta ekonomide çok açık ara ilerde olmasına rağmen gelin görün ki bugün oluşturduğu Orta Doğu politikası çökmüş. Avrupa Birliği hayali çatırdamış… Kendi medeniyet değerleriyle çelişen, ırkçılığın ve marjinalliğin pençesine savrulan, bırakın Orta Doğu politikasını, doğru dürüst bir uyuşturucuyla mücadele politikası, göç politikası, terörle mücadele politikası ortaya koyamayan bir Batı medeniyeti ve fotoğrafıyla karşı karşıyayız.” dedi.

Bu fotoğrafı oluşturan en temel nedenlerden birini, “Batı medeniyetinin 21. yüzyılda güçlü bir lider profilini ortaya koyamamış olması” şeklinde tanımlayan Soylu, şunları kaydetti:

“Onun yerine güçlü küresel şirketler, güçlü derin devlet yapılanmaları, güçlü istihbarat teşkilatları ortaya birtakım stratejileri koymaktadır. En kötüsü bunların her biri dünyayı istedikleri yere sürüklemeye çalışmaktadırlar. En kötüsü her birinin daha sayfaları açılmamış ajandaları da vardır. Kendilerine özgü, kendi yapabileceklerine ait. Burada liderlik kavramından ne anladığımız da önemlidir. Siyasi erk sahibi olmak, siyasi makam sahibi olmak lider olmak değildir. Mevcut bir yapı içerisinde bir görevi yerine getirmek ve liderlik aynı şey değildir. Liderlikle rehberlik aynı şey değildir. Rehber, sizi daha önce açılmış bir yoldan götüren kimsedir. Lider ise topluma yeni bir yol açan kimsedir. Bir değişim ortaya koyan, dün ve bugünü farklı yapan kimsedir. Ufuk açan, vizyon açan, kendisinden başkalarına da tahammül eden, onların da ufkunu açan kimsedir.”

“Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu değişim bir liderlik örneğidir”

Bakan Soylu, Türkiye’nin 20. yüzyılın başında verdiği Kurtuluş Savaşı’nı ve güzel Cumhuriyeti kurmasını güçlü bir liderliğe borçlu olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Rahmetli Menderes, Türkiye tarihinde önemli bir değişim ve liderlik ortaya koymuştur. Bedelini de canıyla ödemiştir. Hesabi olsaydı belki bu olmazdı. Liderler hesabi değildir. Rahmetli Özal bir liderlik ortaya koymuştur ve Türkiye’de pek çok alanda kendi deyimiyle ‘transformasyon-zihniyet dönüşümü’ gerçekleştirmiştir. Buradaki genç arkadaşlarımıza ‘z kuşağı’ diye güzellemeler yaparak ipotek koymaya çalışan birileri belki bu tarifimi anlamayacaktır ama 21. yüzyılın başından itibaren Türkiye’de Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu değişim bir liderlik örneğidir. Hem de güçlü bir liderlik. Bunu otoyollar, şehir hastaneleri, hızlı trenler, havalimanlarını kastederek söylüyor değilim. İşin o tarafı çok güçlü ve çok başarılı bir yöneticilik ürünüdür. Asıl mesele, 10 yılda bir darbe bekleyen bir ülkede iyi bir sistem kurabilmek, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gibi bir sistem kurabilmek. ‘Doğu’nun makus talihi değişmez’ cümlesine terk ettiğimiz Doğu ve Güneydoğuyu bugün terörden arındırılmış ve otelleri lebalep dolu bir cazibe merkezi haline getirebilmek. 60-70 yıl önce uçak üretmiş veya prototip bir otomobil üretmiş insanları neredeyse linç etmiş bir vesayeti tasfiye edip bugün insansız hava araçları teknolojisinde küresel liderliğe oynamak. Yazılım ihraç eden bir ülke haline geldik. Basit gazete manşetleriyle o da olmazsa IMF memurlarıyla terbiye edilen bir ülkeyi, bugün her türlü baskıya dayanan istikrarlı bir ülke haline getirebilmek.”

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi karar alma süreçlerini hızlandırmaktadır”

Bakan Soylu, bugün sosyal medyada ya da basında siyasetle ilgili olarak karşılaşılan tartışmaların neredeyse tamamının esasen bu liderliği değil, bu değişimi kıskanmakla ilgili olduğunu söyledi. Soylu, “Bu değişimin son ve en büyük halkası olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet modeli ekseninde oluşturulmaya çalışılan iklim, 21. yüzyılda Türkiye’nin yaşadığı bu değişime, Batı’yı vizyonsuz ve yönsüz yakalamışken, elimize geçen fırsatı elimizden almaya çalışmakla ilgilidir. ” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle Türkiye’nin attığı bu adımın esasen küresel değişimle de uyumlu bir adım olduğuna işaret eden Soylu, şöyle konuştu:

“Geçtiğimiz yüzyılda yönetim anlayışı yerelleşmeye doğru evriliyordu. Çıkan kanunlar, yönetmelikler, verilen yetkiler hep merkezden dağıtılan, merkezi zayıflatan, yereli güçlendirmeye çalışan. 20. yüzyılın bütün mantığı, paradigması bunun üzerine oturmuştu. Birimlerin başında profesyoneller vardı, birimler daha bağımsızdı, ağırlıklı olarak yerinden yönetim merkezdeki yönetme kabiliyetinin paylaşılması şeklinde güçlü bir anlayış hakimdi. Daha zayıf bir merkez, daha güçlü birimler. Ancak önümüzde küresel kapitalizm, küresel medya ve uluslararası örgütler eliyle toplumlar artık dışarıdan çok daha güçlü baskılara maruz kalıyorlar. Dolayısıyla güçlü merkez ihtiyacı güçlü ve hızlı karar alma mekanizmalarına duyulan ihtiyaç gittikçe artmaktadır. Bugün aile şirketlerinde ailelerin etkinliği yeniden artmaya başladı. Yetkilerin ve karar alma süreçlerinin merkezileşmesi hızlandı. Çünkü iletişim imkanları arttı. Merkezler sahaya güçlü bir şekilde nüfus edebilme imkanı kazandı. Artık toplantılarımızı bile görüntülü yaptığımız bir dünya düzeninde merkezin güçlenmesi de gayet doğaldır.”

Bakan Soylu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi başladıktan sonra hızlı bir şekilde merkezin taşrayı harekete geçiren, kontrol eden, ihtiyaçlarını, eksiklerini analiz eden ve vatandaşın memnuniyetinin artması için sahayı baskılayan, eksiklikleri kendi tespit eden ve onunla beraber de politikalarını oluşturan bir anlayışı yönettiğini anlattı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yeni dünya düzenine uyan derin ve yetkin bir model olduğunu vurgulayan Soylu, “Çünkü karar alma süreçlerini hızlandırmaktadır. Ülkenin her noktasındaki sorunlara ilişkin hızlı müdahale ve hızlı politika üretme imkanı sunmaktadır. Bizim icadımız mıdır? Elbette ki hayır. Dünyada başarıyla uygulanan bir yoldur. Peki, parlamenter sistem bir mucize midir? Değildir. Öyle olsaydı kullandığımız 95 yıl boyunca bize darbeler üretmezdi. Bizi çok farklı bir yere taşıması gerekirdi. Evet, kullandık. Ülkemizi bir noktaya getirdik. Ama anlaşıldı ki bizi bundan ötesine götürecek takati yoktu ve yeni bir modele geçiş yaptık. Bunu dünyanın sonu gibi sunmak, dövizdeki dalgalanmalara bakıp sistem tartışmaları açmak, koalisyondaki parti sayısına bakıp her genel başkana bir makam vermek için başbakan vaatleri vermek, kimse kusura bakmasın ama Z kuşağı konuşup, A kuşağı işi yapmaktır.” şeklinde konuştu.

Soylu, dünyayı Türkiye’den, Türkiye’yi dünyadan, etrafındaki coğrafyadan bugün ayıran en önemli fırsatın içinde bulundukları hükümet modeli olduğunu ifade etti.

95 yıl uygulanan sistem yerine getirilen modele de gelir gelmez itiraz etmenin, bilimsel bir yaklaşım olmadığını belirten Soylu, “Türkiye’nin 21. yüzyılındaki belki de en büyük dönüşüm başarılarından birisi de her sahadaki değişimi birbiriyle entegre etme kabiliyetidir. Bir yandan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni getirdi, bir yandan yazılım ve teknoloji üretti bir yandan kamuda stratejik plan anlayışını getirdi, bir yandan terörle ve diğer suçlarla mücadelede kapasite üretti. Her biri kendisi adına ülke için çıktısını üretti.” diye konuştu.

Türkiye’nin teknolojik alt yapısına da değinen Soylu, ülkenin yazılımlarına işaret ederek, “Dün bir ‘siyasi cinayetler’ tartışması vardı. Sosyal medyada siyasi cinayetler tartışmasını manipüle edenlerin yüzde 69’u bot hesaplardır.” dedi.

Soylu, Bakanlık olarak yürüttükleri çalışmalara da değindi. Ateşli Silahlar Projesinden (ASİP) de bahseden Soylu, özel güvenlikle ilgili hiçbir şeyde kağıda kaleme ihtiyaç olmadığını, her birinin yüzde 100 şekilde e-devlet üzerinden yürüdüğünü belirterek, “Mesela, dün akşam bir milletvekili yeni kurduğu bir siyasi partiye rant sağlamak için, konuşmak için, ‘Ben silah başvurusu yaptım. Benim silah başvurumu kabul etmediler.’ diye bir yalanı ortaya koydu. Hemen telefon açtım. Sisteme girdiler. 4 tane taşıma ruhsatlı silahı var şu anda.’ dediler. ‘Korumam yok diyor.’ dedim. ‘Koruması da var.’ dediler. Sistem yalanı ve dezenformasyonu da hemen ortaya çıkaran bir sistem.” ifadelerini kullandı.

Törene, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, İstanbul Galata Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özgür Çengel, Mütevelli Heyeti Başkanı Nilüfer Bulut, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.